"nolmuş?"

Sema'nın köşesi…

“Fake Plastic” me…

Yazmak ile ilgili… başarılı olamıyorum. Bunu gördük, anladık.

Çünkü yazmak istediklerim umut dolu şeyler! Fakat uzun zamandır öyle “acayip” günler yaşıyoruz ki?! Yazacağım umut ve neşe dolu şeyler anlamsız kalacak. “Yaz, o zaman gündemi yaz.” derken de iç karartıcı şeyler yazmak ben değil! e onu da biliyorum. Yani genel bir kararsızlık hali…

Zaten bu “doğruya ilerlemek için fazla düşünme, karar verememe” anlarım değil mi beni engelleyen… ileriye doğru gitme hızımı kesen. Ama böyle olunca da yani sorgulayarak ilerleyince de daha emin adımlarla ilerlemiş olmuyor musun? İşte bak yine oldu… her kararın önünü, arkasını, sağını, solunu sorgulamaktan harekete geçme durumu erteleniyor bende. Neden böyleyim ben?

Oysa yaz işte gülüm bee! İçinden geleni yaz demedik mi? Yaz işte atıver şuraya… çok mu zor?
Bir süre daha böyle yaz diyip kendime aylarca ortadan kaybolacağım belki.
Oysa anlatacağım öyle çok şey birikti ki…

Bugünün şarkısı:
Radiohead – Fake Plastic Trees
“If I could be who you wanted
If I could be who you wanted all the time
All the time…
All the time…”

Plansız, programsız…

HAPPY FRIDAYBu Cuma sabahı uyanamadım. Zor geldim işe… Ama bir sürü de yapılacak şey var. Yaa neyse!
Haftasonu ne yapacağım derken hiç bir programım olmadığını farkettim.

Bu haftasonu yazsam diyorum…

Bakalım.

“Anneanne, ben aslında Diyarbakır’da değildim”

page_tugce-tatari-bu-kitabi-ozellikle-agir-milliyetci-genclerin-okumasini-isterim_845494342

Bir yandan hızlıca okuyup herşeyi bilmek istedim, bir yandan da bitmesin istedim kitap… “Kürt meselesi”ni nasıl ve nereden objektif ve yorumsuz okuyabilirim diye düşünürken Tuğçe’nin paylaşımını gördüm Facebook’ta… Heyecanlıydı, ilk kitabı “Anneanne, ben aslında Diyarbakır’da değildim” Tuğçe Tatari’nin.

Işte “tam zamanında” dediğimiz şey oldu ben bu konuda okumak isterken… koşarak gidip kitabı aldım. Okudum! Ve üzerinde düşünmeden büyüdüğüm bir konuyu “diğer” taraftan da dinleme imkanı buldum. Yakınlarımın 90’lı yıllarda yaşadığı askerlik süreçleri zaten bir önyargı oluşturmuştu bende ve bunu sorgulamadan yıllar geçirdim. Ne zaman ki kıpırdanmaya başladım ve okuduğum kitaplar artık romandan çok bilgi içeren kitaplara döndü “Kürt meselesi” de kafamı kurcalayan bir konu olmuştu.

Neden “dağa çıkmak” ihtiyacı hissetmişlerdi?
Onlar neler yaşadı?
Istedikleri ne?

Kafamda dolaşan sorular… Fakat bu cevabı “diğer” taraftan duymak istiyordum. Objektif haberciliğin yapılmadığı, taraflı bilgiler değildi aradığım. Biri bana aktarsın bunları ama kendi yorumunu katmasın lütfen! Işte sizde bu soruları kafanızda çeviriyorsanız okumanız gereken kitap, bizim gibi hisseden birinin yazmış olduğu kitap olmalı. En azından bu konuda okuyacağınız ilk kitap. (Sonrasında ne okursunuz bilemem ama benim aklımda birşeyler var okumak için sıraya koyduğum.)

Evet, cevabı “diğer” taraf vermeliydi ama nasıl? Bunu ben yapamam… öyle bir çevrem yok. Bu konuda “dağa çıkmak” olayını yaşamış birini tanımadım hiç. Bana göre cesaret ve emek ile, kendisine göre cesaret değil emek vererek (Mirgün Cabas’ın programında dediği gibi…) yazmış bu kitabı Tuğçe Tatari. Ve bizim gibi tek taraftan bakmak zorunda bırakılanlara “diğer” tarafı anlamak için (objektif olarak) bir kitap yazmış Tuğçe Tatari. Okuduğunuzda kitapta konu edilmiş kişiler ile hem fikir olursunuz yada olmazsınız o ayrı bir konu. Ama okumak “diğer” tarafın fikirlerini bilmek sizi değiştirecek. En önemlisi bilgilendirecek ve emin olun artık sohbetlerde farklı konuşacaksınız… acımasızca değil, bilerek eleştireceksiniz. Iyi veya kötü eleştirmek, o size kalmış.

Kitabı okurken bazen karıştım bazen ağladım bazen de neşelendim. Bana dokunan bir kitap oldu ve etkilendim. Tarafsız aktarımın ve bana ulaştırdığın bilgiler için teşekkür ederim Tuğçe Tatari…

Hiç bir zaman bir tarafa ait olma ihtiyacı hissetmedim. Ben yaşadığım hayatta “iyi insan” olmak üzere yola çıktım. Bundan dolayı da bir “mesele” varsa tarafları da dinlemeliyim. Siz de dinleyin… en azından yargılayacaksanız da bilerek yargılayın.

En önemlisi, barış bizden başlıyor… önce kendimiz ile barışalım, gerisi gelir.

#peace

Not: Kitabı okuyunca kafamda yeni sorular oluştu tabi… sorular bitmez! Tuğçe ile bir kahve içip sorularımı sormak için sabırsızlanıyorum.

kısa bir ara…

snoopyplanking

Bu aralar yazamıyorum… üzülmek, düşünmek ile geçiyor günler. Her sabah başka bir kara haber ile uyanıyoruz ki bilmediklerimiz ayrı bir konu! Bir yandan da “hayat devam ediyor…” olayı beni daraltıyor.
Yani kafam karmakarışık. Ne hissedeceğimi şaşırmış durumdayım.

Toparlandığımda yazacağım.

#kafagitti

bu sabah siyah giyinmiş kadınlar ile göz göze geldik… birbirimizi anladık!

ozgecanaslan

 

not: kimin çalışması bilmiyorum, kullanmak için izin alamadım… ellerine sağlık.

Cumartesi sabahı keşifleri…

CUS1030PeaceLoveHopeDream

Benim olayım Cumartesi sabahları, özellikle erken saatler. Kimse evinden çıkmadan, İstanbul kalabalıklaşmadan… her yer benimdir. Öğle saatlerine doğru teslim ederim şehri koşturmalara ve genelde eve kaçarım. Işte bu Cumartesi sabahları özel olduğundan ben de genelde özel mekanlar bulup gitmeyi seviyorum. Yakın zamanda gideceklerim şunlar falan işte mesela… tamam tamam size de yazarım neler oldu, nasıl yerler, ben sevdim mi?

coffee-endingSwedish Coffee Point: Geçen haftalarda bir cumartesi sabahı, sabahın köründe gittiğim ve hayatımda yediğim en güzel havuçlu keki yediğim Cihangir’deki mekan. Hatta aklıma nutellalı kurabiyeyi sokmuş yer burasıdır, görüp yiyemediğimden (yer kalmamıştı midemde) kendim yapmıştım evde sonraki hafta… Yeni keşif olmayacak ama TEKRAR gidilecek yerler arasına girdi. Dediğim gibi Cumartesi sabah mekanları olarak ayrıca yazacağım.

Dandin Bakery: Sağolsun yine Istanbul Daily Secret‘in günlük mailleri ile aklıma soktuğu mekan… henüz internette baktım keep-calm-it-s-saturday-morningsadece, güzel mekan. Karaköy’de, gidip görülecek.

Pim Patisserie: Burası da tam Dandin Bakery karşısında bir yer… tesadüf Dandin Bakery fotoğraflarına bakarken keşfettim. Gidilsin…

BiKrep: Nasıl yazsam bilemediğim, fotoğrafları ile beni deliye çevirmiş olan mekan… en yakın zamanda gidilsin!

Myka Şarküteri: Bir aşk ile sevdiğim Cihangir mekanı… TEKRAR gidilsin mekanlarındandır. Yazıma ekleyeceğim.

Heh! bunu bilenler bilir…
#benibekleyinanacım

üf! çok gereksiz yaa…

peanuts (2)

– Cumartesi ne yapsak canım yaa?

– E Cumartesi Sevgililer Günü, ben sevgilimle olurum kuzum ya…

– Ha! Doğru ya… yani bana saçma geliyor ya sevgililer günü de ne amaann?! Öyle insanlar para harcasın diye icat işte. Yani ben MARMELATLI KAP KURABİYEsevgilim varken de (en son ne zamandı hatırlamıyor) kutlamazdım. Bana her gün sevgililer günü zaten (bulsa!). Ben en fazla kurabiye yapardım eskiden aslında… kalpli bööllee içi çilek reçelli falan (gözleri açılıyor anlatırken) hani üstünden görünür ya kırmızı kırmızı çilek reçelli ortası delik kurbiyeler. Yani onları bi de kalpli kutuya koyardım, pembe parşömen kağıdı aramış bulmuştum bi kere süslü olsun diye (birden fazla heyecanlandığını anlar ve sakinleşmeye çalışır). Aslında önem vermem ben, ne alaka yani…

– ?!

“az bi” durun…

Some-Real-Facts-About-Native-Americans-2

Biri anlatmıştı, kim hatırlamıyorum…

Bir kovboy ve bir kızılderili at üstünde koşturmaktaymış. Uzun süre bu şekilde seyahat ettikten sonra birden kovboy kızılderilinin yanında olmadığını farkedip tozu dumana katarak durmuş (hızlı gidiyorlar ya hani birden fren yapıyor at, toz toprak birbirine giriyor, sanki Red Kit! peh!) arkasına bakmış ve kızılderili geride, durmuş öylece sabit. Yanına gitmiş demiş ki “hayırdır aga ne iş, neden durduk?” kızılderili cevap vermiş: “ Uzun süredir çok hızlı gidiyoruz, ruhum geride kaldı… durup onu beklemeliyim!”

Screen Shot 2015-02-09 at 11.44.14Kolay sinirlenmeye başladığım, enerjimin düştüğü ve memnuniyetsiz olduğum zamanlarda “az bi” durmalıyım ve kendimle ilgilenmeliyim ki “ruhum bana yetişsin” diyorum ben de…

Bu haftasonu kendimleydim, canım ne isterse onu yaptım. En güzeli de uzuuunn bir yürüyüş yapabilmek Screen Shot 2015-02-09 at 11.43.47oldu. Ayağım ile biraz problemim var ama zorlamadan yine de yürüdüm.

Ayrıca Nutella’lı kurabiye de yaptım. Of diyorum! Tarifi şurdan alabilirsiniz, çok kolay.
http://bulutagaci.blogspot.com.tr/2014/10/3-malzemeli-nutellal-kurabiye-tarifi.html

Bir de okuduğum kitap, şahane arkadaş “Hayatın Satır Araları – Modern Zamanda Kendini Bulmak” Mahmud Erol Kılıç yazmış… ikinci kez okuyorum, üst üste okuyorum. Çok sevdim, tavsiye ederim. Bu aralar başucu kitabım…

#memyselfandI

 

 

Ülke çok acayip durumda…

Burger King Şirinevler şubesi müdürü, atılacak olan patateslerden yemek isteyen çocuğu tokatlıyor…
Bazı sabahlar kullandığım otobüs hattındaki şöför, yolcuları dışarda bekletip otobüsün içinde namaz kılıyor. Diğer bir otobüs şöförü de seyir halindeki otobüsü kenara çekip içinde, yolcuların şaşkın bakışları arasında namazını kılıyor…
Bir filmin yapımcısı twitter’dan ulu orta birilerini tehdit ediyor… hep çekemeyenler var hem mağdur da mağdur.
Mardin’de iki erkek, sevgilileri ile buluşabilmek için çarşaf giyiyor ve bunun farkedilmesi kısa süreli bir paniğe yol açıyor…
Haksızlığa uğrayan hiç kimse için adalet yerini bulmuyor ama haksızlık yapmış (arkası kalın) olanlar adalete gözlerimizin önünde tecavüz ediyor, sahip oluyor ve istediğini alıyor!

Bunlar azıcık bişiler…

Acı çektirilerek ölen çocuklarımızın katilleri… iyi hal alıyor!

#kafagitti

hatırlatma… “acayip” nedir? : 1. sıfat Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı

ne desek boş…

charliehebdo

Umuyorum ki 2015 aşk, umut ve barış ile gelir… istersek olur deriz ya hep isteyelim! Yeni yıla başlarken yaşanan üzücü olaylar… hem ülkemizde hem dünyada. Can sıkıcı, üzücü, içimizdeki umudu söndürmeye hedefli sanki.

Elimizden gelen tek şey umut ateşimizi hep canlı tutmak, sönmesine izin vermeyin!

#love #hope #peace

* Karikatür Penguen dergisinden alınmıştır, yine çok iyi ifade etmişler.