"nolmuş?"

Sema'nın köşesi…

Kategori: Sema beğendi

“Hoşçakalın çocuklar… Atatürk ve Berberi”

418420

Yeni başladım kitaba… dün gece. Kıymetli bir arkadaşım bahsetti ve ben de meraklanınca hediye almış, getirmiş. Dün gece başladım okumaya, hemen! Gecenin yarısı olmuştu. Gözlerim kapanana kadar okudum, 66 sayfacık henüz… gece sakinliğinde okumaya devam etmek için can atıyorum.

Çok heyecanlı, Atatürk’ün bildiklerimiz dışındaki hayatından haberdar olmak…

Okumaya devam… iyi haftasonları.

 

 

La Patisserie Lune

Amour, macarons et lune.

1941518_529925283791521_646551333_o

Cumartesi sabah keyfim çok önemli… haftanın yorgunluğu ve kendime “hadi bakalım canın tatlı çekiyorsa ye…” dediğim gün. En güzel kahvaltıyı yapmalıyım, en güzel kahveyi içmeliyim ve en güzel tatlı “şey”i yemeliyim. Bu marketten alınmış bir çikolata değil kesinlikle. Özel bir şeyler keşfedip, özel kaloriler almalıyım… evet ciddiyim kalori alıyorsak, değmeli!

10443673_585342011583181_2036407824186783113_nCumartesi klasiklerim de var, yeni yerler keşfetmek de bir keyif. Bu sefer La Patisserie Lune yeni keşfim oldu. Dört aydır Nişantaşı’ndaymış. Bir haftadır facebook sayfalarından müthiş görünümlü ürünlerine bakıp durdum. Evet Cumartesi sabahı keyfim belli olmuştu daha haftanın başından.

Yeri buldum City’s AVM’nin arka sokağında… gittiğimde henüz çok erkendi biraz vakit geçirmeye karar verdim. Iyi ki de öyle yapmışım, saat ona doğru gittiğimde taze taze o tatlı “şey”ler dizilmeye başlamıştı vitrine. Içeri girdim sabırsızlıkla, şarkı söyleyerek elinde tatlılar ile şeker mi şeker biri geldi… beni farketti ve sabahın körü olmasına rağmen o sıcacık enerjisi ile buyur etti beni arka bahçeye.

Nişantaşı’nda apartmanların arka cepheleri bahçelere bakar bazı sokaklarda, Nisantaşı’nda bir apartmanın arka cephesine bakan minik bir bahçedeydim. Çok güzel ayrılmış çevreden… Size özel bir keyif alanı olmuş. Mekanı keyifli hale getirmek için verilen uğraş çok belli ediyor kendini, çok belli verilen özen…

Ben tabi ki kahve ve tatlı olayına girdim. Aman Allah’ım o yediğim sey neydi? Tatlı diyemem, pasta diyemem hakaret olur sanki,10687090_623736427743739_5582646461214582678_n adı “Meyveli Dacquoise” sadece La Patisserie Lune’de var Istanbul’da. Tarif et derseniz yok tarif de edemem. Ama bütün bir hafta tatlı yemeyip hakkınızı en güzel “şey”e saklıyorsanız değer! Uzun uzun yazabilirim ama sizi sıkmak istemem ve yaşamanız gerek zaten. Bir tatlı severseniz beni anlayacaksınız.

La Patisserie Luna’da cookk çesitli çaylar, macaron’lar da var… Henüz deneyemedim ancak bir dahaki sefere (ki bu cok uzak bir zaman olmayacak) deneyecegim.

Ürünler sabah saatlerinde hazırlanıyor, gördüm. Taze taze… tabi ki hazırlıklarını, süreci bilemem bu konuda sorular sormadım ama mekanın temizliği, ışığı, huzuru ve enerjisi, mutfağına da verilen özen çok önemli geldiği için bana sabah saatlerinde hazırlıkları da görünce özellikle belirtmek istedim. Heyecanlandım o sürece şahit olunca. Bir pastanın üstüne çikolatalı bişi kaplıyorlardı, yani sıvı böle ama tabi ne olduğunu bilmiyorum ama çookkk güzeldiiiiiiiiii!!!!!

10592632_664397870344261_8885762530146470862_nKendinize zaman ayırın ve çok keyifli bir müzik eşliğinde, çayınızı yada kahvenizi yudumlayın… Yanınıza kitap alın, sakin saatlerinde evinizdeki huzuru bulup ah o mis gibi “şey”lerden yiyerek kendinizden geçin! Gün içinde yaşadığınız stresi unutun ve yenilenin…

Nişantaşı’nda böyle bir yer olması “özel” sohbetlerinize, anlarınıza keyif katacak.

Daha ne demeli #ohmiSs

Not: Ben kullandığım fotoğrafları facebook sayfalarından aldım, en üstteki fotoğrafta sosyal medya adreslerini görebilirsiniz (tıklayınca foto büyüyor)… daha ayrıntılı bilgi için de:

http://www.lapatisserielune.com

Akkavak sok. no.14 Nişantaşı İstanbul Turkey
0 212 232 62 82
lalune@lapatisserielune.com

Bir hikayeniz varsa… “İncir Reçeli 2”

IMG_0861

 Ben uzun süre Halil Sezai ve “İncir Reçeli”ni görmezden geldim… evet, bir yıl kadar ilgilenmedim. Uzak durdum… çünkü “zor” geldi bana. Şarkılarını dinleyip hüzünlenmemek, filmi izleyip ağlamamak imkansız benim için. Anlatılanlardan bu kanıya vardım ve işte… uzak durdum. Kaçtım ama ilk filmin üstünden bir yıl geçmiş hala karşıma çıkıyor adam, heryerde. Olmayacaktı öyle, aldım dvd’yi eve geldim. Benim haftasonu dinlenmelerim, yalnız kalma sevdam hep vardır. Öyle bir haftasonu izledim filmi. Ilk filmi…

Aradan yıl geçti ben Halil Sezai dinliyorum, ikinci filmi yayın gününün ertesi izliyorum (ki dvd çıksın alıp eve gelirim yine izlerim, biliyorum). Eve geldim filmin albümünü de aldım ne diyorlar “soundtrack album”. Emrah gibi sevince tam mı seviyorum nedir! Herşey olsun istiyorum.

Ikinci filmin konusu ile ilgili birşey yazacak değilim burada, sadece hislerimi yazabilirim.

Bir hikayeniz varsa… başka şey ifade ediyor film. Ha yoksa da aşkı hatırlıyorsunuz. Öyle bir karmaşa içinde yaşıyoruz ki, duygularımızı beslemeyi unuttuk. Hayatımızın koşturmacası ile sürükleniyoruz. En son ne zaman kendinize zaman ayırıp kendinizi dinlediniz? En son ne zaman hayata “az dur hele!” dediniz ve kendinizi şarj ettiniz? Gidin bu filme, ilk filmi izlemediyseniz önce onu izleyin ve mümkünse tek başınıza izleyin. Daha güzel dalıyorsunuz içine herşeyin. Sonra ikinci film ile kavuşun. Hem gülün hem düşünün hem de hayata dur diyip “aşk”ı hatırlayın… hatta sonra da yazın bana ne hissettiniz!

Bu arada filmin müziklerine bayılacaksınız… filmden çıkınca albümü alın, sakin bir anınızda dinleyin. Bırakamayacaksınız. Ben şu an yazarken dinliyorum…

Pek sevgili odam, bilgisayarım, okuma lambam ve “İncir Reçeli 2”. Ha bir de yarım saat de olsa dünyayı unutmuş ben!

“Helal!” dedim Celal amcaya…

Bazen dünyadan, haberden kopma isteği içinde olursunuz ya… ben bir kaç gündür bu durumdaydım. Sadece, sabahları sevdiğim bir iki yazar okuyup haberlere bakmadım. Bu sabah sevgili yazar okumalarımı yaparken farkettim Celal amca haberini. Sevgili Ahmet Hakan ne güzel yazmış, ne kadar net anlatmış Celal amca olayını. Okuyun ne demek istediğimi anlayacaksınız. Özellikle “yerle bir ettiği  7 şey” bölümü süper. Haberi okuyunca aklıma geçmişte (son seçim öncesi) Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili yaptığım bir sohbet geldi. Bana çok önemli gelen iki şey vardı… aklımda kalan, şaşırdığım yani aslında şaşırmamam gereken ama uzun süredir politikacı haberlerini düşününce hayret ettiğim iki şey!
Makamında bir toplantı yapılırken (toplantıda olan sevdiğim bir büyüğüm anlattı) Kemal Kılıçdaroğlu’nu eşi aramış ve anahtarı olup olmadığını sormuş, bir yere gidecekmiş hatırlamıyorum orasını… Kemal Bey’in evinde çalışan bir hizmetli yok, eşi ile gayet bizden sade bir hayat yaşaması beni şaşırtmıştı. Ve çok tatlı gelmişti bana… kız kafası bu da tamam sustum siyaset ile alakası yok tamam.
Ikincisi de Kemal Kılıçdaroğlu kendisini desteklemek isteyen iş adamlarından yardım kabul etmiyormuş, yani parti için maddi destekten bahsediyorum. Çok ayrıntı bilmiyorum tabi bir cümle ile geçmiş bir konu ama dürüst ve güvenilir olmaya çalışmasının bana şaşırtıcı gelmesi de tuhaf!
Bu durumdayız işte… düşünce yapım benimde tuhaflaşmaya başlamış gündemden dolayı “hee normaldir!” (Kemal Sunal tiplemeleri gibi hayal edin burda cümleyi) demişim demek ki bazı şeylere. Aman aklı fikri korumak lazım!
Celal amcaya teşekkür ediyorum böyle gülümsettiği için beni…

Kürk ve kadınlar!

Kürk ile ilgili bir çok şey yazabilir, söyleyebiliriz hepimiz! Buradan dırdır bildiklerinizi yazacak değilim. Ancak dün gördüğüm bir magazin haberine kıçım ile gülünce sizlerle paylaşmak istedim hislerimi…
Sevim Emre hanımefendi kürk giymiş efendim ve tepkilerden korkup korkmadığını soran gezetecilere de “Kürk yapılan o hayvanları ben kesmedim!” demiş.
chimpanzee-animal-picture-1Üstüme vazife değil ama cevap vermek istiyorum!
“- Evet tatlım, sen kesmedin o hayvanları ama sen, o, bu, şu kürk alıyorsunuz diye kesiliyor o hayvanlar!” Sevim Emre hanımefendiciğim çaktın mı köfteyi!
Kürk giyenlerin “ben hayvanseverim!” açıklaması da ÇOK saçma! kardeşim kürk giyiyorsan bari şunu söyle: “evet giyiyorum sana ne! umrumda değil hayvanlar falan! Bi’ çekil git!” falan diyebilirsiniz yani ama o da işlerine gelmiyor.
Ha bi de sadece kedi köpek severek hayvansever olunmuyor! onu da söylemek lazım tabi size. Bildiğiniz, bilmekten hoşlanmadığınız gerçekler!

Bugünün şarkısı: Enjoy the silence / Depeche Mode

Bir tavsiye ;)

Öğle yemeğinizi ofiste masada mı yiyorsunuz? Ya da sabahları kahvenizi yudumlarken okuyacak ilginç birşey mi aradınız?
2 tatlı kadın kafaya koymuş 15 günde 4 ülke gezmekteler. Ve gezdikce de blog sayfaları olan http://ruzgargibiyiz.blogspot.com/ adresine yazılar ve fotoğraflar eklemekteler.
Ben çok keyif aldım bu öğlen okurken. Bir yandan ton balıklı salatamı yerken bir yandan da birikmiş yazıları okudum. Öyle ki karar verme aşamasından bavul hazırlamaya, konaklamadan görülecek yerlere kadar bizler için bir rehber olmuş sayfa 🙂

Gelecek yıl programa ben de katılmalıyım sanırsam…

Çok beğendim… yola devam Yudum ve Arzu 😉

İyi Günde Kötü Günde…

“İyi Günde Kötü Günde…” aşağıdakilerden hangisi ile tanımlanabilir?

a)    Olur olmaz verilen ama tutulamayan söz.
b)    Yeni bir pop şarkıcısının albümü.
c)     Çocuklara uyumadan önce anlatılan masal.
d)    Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda oynayan, kaçırmak istemediğim oyunun adı.

Doğru cevap: d.

Ahah biraz eğlendim sanırım.

Selam yine geldim yine bir şeyler karalıyorum. Ama yine etkilendiğim bir şeyler yazıyorum size. Adını duyduğumdan beri; sahnede sergileniş biçiminden etkilendiğim, muhteşem Ali Poyrazoğlu ve  güzel kadın Nilgün Belgün’ü beraber izlemek, keyif anlarıma katmak istediğim merak ettiğim oyun “İyi Günde Kötü Günde”.

Neden merak ettim derseniz, yurtdışında beğendiği oyunları kendi tecrübesini de katarak bizlerle buluşturan aslında “uygulayan” Ali Poyazoğlu tabi ki merakımın baş sebebi. Pierre Palmade-Michel Laroque ikilisinin Fransa’da pek tutulan “Birbirlerini Çok Sevmişlerdi” manasına gelen “Ils se Sont Aimés”sini (kendi internet sayfalarında dedikleri gibi) “uygulamış”. En çok beğendiğim, hoşuma giden, beni oyunun içinde dahil eden ise beraber sahneledikleri oyunda bize hayal kurma alanı bırakmaları. Evliliği yaşayan iki karakter (Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün) haricindeki karakterler hayali… ayrıntı vermemeliyim oyun ile ilgili gidip izlemelisiniz. Mutlaka! Salon tıklım tıklım oluyor şimdiden söylemeliyim.

Kendinize vakit ayırma zamanlarınızda keyifle oturup, hem gülüp eğlenip hem de sizi duygusallaştıracak bazı bazı düşündürecek bu oyuna gidin. Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün şu hayatta sahnede görmeniz gereken sanatçılardan bence. Enerjileri ile sizi başka yere götüren sanatçılar. Yok onlar bu dünyadan değil ehhee. Onlar bi’ yerden gelmişler, keşfedemedim.

Işte bende uyanan hisler… yazıma minik bir test sorusu ile başladım ya pekiiii “Sahnede Devleşen” ne demek bilir misiniz? Hiç görüp hissettiniz mi? Hani bazı insanlarda “Star Işığı” olur ya hiç denk geldiniz mi? Gidin izleyin ve sonra bana cevap verin!

Okumanız gereken: http://www.alipoyrazoglutiyatrosu.net/index-iyigundekotugunde.aspx

Gitmem gereken: Yakın zamanda Ali Poyazoğlu Tiyatrosu’nda “Beni Yeniden Sev”

 

mutlaka…

En yakın zamanda gitmeniz, almanız, izlemeniz ve mutlaka sevinmeniz gerekenler işte burada. Haftasonunuzu da unutmadım haydi iyisiniz…

Gidin

Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi Mehmet Esen “Meddah 2012” mutlaka gidip görmeniz, yaşamanız gereken bir deneyim. Meddah kavramını sadece sahnede değil gerçek hayatta da yaşatan Mehmet Esen herkesin kıymetini bilmesi gereken bir sanatçı. Evet “sanatçı” kelimesini tam tamına hakeden insanlardan biri bence o. Münir Özkul’un öğrencisi, kardeşi, oğlu olabilmek şansını yeteneği ve azmi ile haketmiş biri o. Gidin ve izleyin mutlaka… hiç pişman olmayacaksınız.
Mehmet Esen’i daha yakından tanımak için:

http://bianet.org/biamag/siyaset/136045-devlet-komediyi-bize-biraksin#.TzYMviBPn0N.twitter

Lush Kabare: Sıraselviler Cad. No:12 Taksim / İstanbul / Turkey
Rez. Tel: 0212 243 95 95

Alın

Londra (havalı) / Ozzy Bag (tasarım) / Hand Made (özel)
İşte bu üç kelime beni cezbeden ve hemen internet üzerinden sipariş vermemi sağlayan. Ben kendime zarf bir çanta beğendim ve şu
an favori çantam. Yeni geldi ve bu tasarımı kullanmak için sabırsızlıkla bekliyorum. Bu gece kıyafetim hatta ojelerim bile çantama göre şekillenecek. Yakında da Ozzy Bag ile ilgili ayrıntılı bilgileri burada bulacaksınız. Ozzy Bag’in sahibi Özlem Garlick sorularımı cevaplayacak. Takipte kalın…
Çantalara göz atman ve sipariş vermen için:
http://www.ozzybag.etsy.com

Izleyin

Haftasonu da alışkanlık ile sabah erken uyananlardansanız doğruuuuu Tv8 ekranına; Seda Akgül “Erken Baskı”. Benim haftasonunda neşeli, güleryüzlü, keyifli güne başlamama sebep bu program ve özellikle Seda hn. Takip edin, izleyin… ne dediğimi anlayacaksınız.
http://www.tv8.com.tr/erken-baski

Sevinin

Geçen hafta Madonna’nın SuperBowl’daki show videosunu paylaşmıştım. Ardından haber yayıldı ki 7 Haziran 2012 de İstanbul’da konser veriyor. Işte buna sevinmeliyiz. Tepki de aldı biliyorum bazı çevreler tarafından. Bu konuda tartışmak ve düşünmek istemiyorum; beni ilgilendiren Madonna’nın sahnesi, müziği… seviniyorum 🙂

Haftasonu

Gece hayatını seven biriyseniz yada uzun zamandır eğlenemiyorsanız şimdiden haftaya Cuma (17.02.2012) gecenizi boş bırakın. Yıllarını gece hayatında muhteşem kulüp ve organizasyonlar ile geçirmiş olan Barış Yıldız ve ekibi bizleri mutlu etmek için dönüyor. Size söyleyebileceğim şey “anlatılmaz yaşanır!” olacak. Ben orada olacağım ve belki de sonrasında sizi meraklandıracak bir yazı da hazırlarım.
17.02.2012 de The Hall binasında BE Club efsanesinde buluşalım.
benim notum: Dansları ile Sezen’i kaçırmayın.

Ayrıntılı bilgi burada:
http://www.facebook.com/groups/beclubistanbul/

Bilen bilir; Tophane’de bir “Karabatak” kafe

Aslında bu mekanı sizinle paylaşıp paylaşmamak konusunda kararsızdım. Bazen fazla sevdiğiniz yerleri paylaşmak istemezsiniz, size kalsın istersiniz ya öyle bir şey…
Karabatak, Tophane-i Amire’yi Karaköy istikametine doğru geçtiğinizde ilerde soldaki benzincinin arka sokağında saklanmış bir kafe. Adres ve iletişim bilgilerini aşağıda bulabilirsiniz.
Bana burayı ilk öneren, arkadaşım Birce oldu (o şimdi Londra’daki kafelerde sürtüyor). Zaten Karabatak çalışanları ile konuştuğum üzere genelde tavsiye üzerine ulaşıyor insanlar mekana.
Biz de bir kaç hafta önce yeğenim Dilayda ile Tophane’deki Dali sergisini ziyaretimiz ardından gittik Karabatak’a. Hava soğuk olduğu için dışarda oturamadık ama içerisi öyle güzel dekore edilmiş ki zaten içeride vakit geçirmek istedik. Binanın yapısına çok dokunulmamış. Bu da daha retro bir hava katmış dekorasyona. Üstelik alt kata aldanıp üst kata çıkmamazlık etmeyin, en keyifli koltuk orada bence…
Bi’ sürü Julius Meinl kahve ile karşılaşacaksınız menüde. Damak tadınıza uygun seçim yapmak zor olacak benden söylemesi, kahveleri ayrıca eviniz için de satın alabilirsiniz. Bu arada Pancake’i mutlaka denemelisiniz. Kahvaltı için çok uygun bir mekan.
Mekanın çok iyi ısınamadığı da dikkatimi çekti, sanırım farkındadırlar ve buna bir çözüm bulacaklardır. Yine de birazcık üşümemize rağmen daha sonra çok kez gitmemize sebep bir keyif ile ayrıldık Karabatak’tan.

Tavsiye ederim…

Julius Meinl Gıda San. ve Tic. Ltd. Sti.
Kemankeş Kara Mustafa Paşa Mah. Kara Ali Kaptan Sok. No. 7 34425 Karaköy Beyoğlu Istanbul TURKEY
catmaca@meinl.com.tr
Tel: +90 212 243 69 93 
Fax : +90 212 243 72 38