"nolmuş?"

Sema'nın köşesi…

Buradayım…

Photo by Ákos Szabó on Pexels.com

Taaa Ocak ayında yazmış ve bırakmışım… 

Ve Ocak’tan beri neler oldu neler?!

Şimdi de evde kalarak, kendimizi ve ailemizi, çevremizdekileri, şehrimizdekileri, ülkemizi hatta dünyayı korumaya çalışıyoruz. Sanki bir Hollywood filmideyiz… Bir yandan iş devam ediyor, hayatı sorguluyoruz… bir yandan da iş devam etsin diye umuyoruz, kimse zor durumda kalmasın diye endişeleniyoruz, dua ediyoruz.

Bu süreçle bir sürü şey okuyoruz, Doğa Ana’mızım bir tepkisi mi bu? Kendini yeniliyor, hava temizleniyor vs. gibi… Buna katılmamak elde değil.

Corona ile ilgili de ne yapabiliriz, bir sürü paylaşım var… tabi ki takip ediyoruz.

Bu yazıyı ne yapalım, ne yapmayalım yazısına da dönüştürmek istemiyorum… yeterince okuyoruz ve bilgili kişilerden, hekimlerden de dinliyoruz.

Ben sadece size “Evde Kalın!” demek istedim…  

Yine geleceğim.

Sen bu yıl…

Önce kendini sev.

Her yıl olduğu gibi biliyorum 2020 için kararlar aldın, yapabileceksin ya da olmayacak önemli değil… bence önemli olan motivasyonunu düşürmemek. Önemli olan bir “yol”da gitmek.

Ben her gün başka bir şeyler öğreniyorum hayata ve kendime dair. Bu yıl da kendime ve isteklerime önem vereceğim. Kendim ile ilgili ilerlemelerimi fark etmek beni çok mutlu ediyor.

Mesela sürekli “aynı”ya bağlayınca ufacık bir değişiklik yapmak bile aydınlatıyor yolumu. “Aynı”ya bağlama ki canlı kal! Bir arkadaşım ile görüşmek, uzun zamandır konuşmadığın birini aramak ya da eve/işe gidiş/dönüş yolunu değiştirmek. Çok basit şeyler ile hareket katmak hayata. Bu yıl da unutmayacağım bunu… 

Ne istediğim ile ilgilenmek… çevremdekileri mutlu etmek beni nasıl çok keyiflendiriyorsa kendimi mutlu etmek de çok önemli! Hatta bence en önemlisi, ben mutluysam daha mutlu etmez miyim sizi?! Daha enerji dolmaz mıyım ki… bu da size yansımaz mı? Evet, kesinlikle evet!

Kendinle olmak için vakit ayırmak, “dur”mak. Bunu çok seviyorum. Çok koşturma içinde olan hayatımızda kaybolmuyoruz değil mi? Günde iki dakika da olsa kendine vakit ayır. İstediğin bir yazıyı oku, gökyüzüne bak, iyi hissedip hissetmediğin ile ilgilen… kendinle ilgilen, önemse.

Yeni bir yıla başlarken en sevdiğim… Yıl sonuna kadar üstümüzde biriken psikolojik ağırlıkları yeni bir başlangıç yapıyor olmanın heyecanı ile üstümüzden atmak. Sıfırlanmak gerek, yenilenmek gerek bir yerde. Bunu hayat döngüsü içinde her sabah yapabilirsin, her sabah yeni bir başlangıç… aynen bunun gibi her yıl da yeni bir başlangıç. Her gün bir önceki günün, her hafta bir önceki haftanın, her yıl da bir önceki yılın gittikçe büyüyen ağırlığını atmaya çalışıyoruz değil mi? Ağırlıkları geride bırakıp hafiflemek değil mi istediğimiz biraz da… dinlemek gerek içimizden gelen sesi, evet evet neye yeniden başlamaya ihtiyacımız olduğunu çözmek için de dinlemek gerek;

Sen önce kendini dinle, gör bak seveceksin. 
Buradan başla… kendini bir fark ettin mi hemen ilerleyeceksin.
Daha derine ineceksin.
Bu yol seni bir yere vardırmasa da,
Kendini tanıdıkça, iyiye varmaya çalıştıkça,
İyi ki “kendim” diyeceksin. 

Hello 2020!

Ben zaten çift sayı takıntılı bir insanım. O yüzden diyorum ki 2020 benim yılım olacak! İlk defa yeni yıl için hedefler belirledim… bu hedefler aslında var olan amaçlarım ve yine hep sadeleşmek üzerine.

Hayatımızdaki;
Eşyalar,
İnsanlar,
En önemlisi de içimizi sadeleştirmek.

İş hayatımı hep ayrı tutuyorum, gereken döngü içerisinde olmak durumundayız bir yerde çalışıyorsak. Ama şükür ki güzel bahçeli bir villada çalışıyorum, yılın her mevsimi keyifli. Ve stres etkenlerim olmadan çalışmak büyük lüks. Beraber çalıştığım insanlar keyifli, hizmet verdiğimiz kurumlar da… Umuyorum hep öyle devam eder.

2020’de bir kez daha evimizdeki eşyaları (kıyafet, mobilya vs.) gözden geçirip bir sadeleşme adımı daha planlıyorum. Hafiflemek çok güzel geliyor. Bence altı ayda bir yapılmalı.

2020’de beni iyi hissettiren, kibar, mütevazi ve hırslarından arınmış, görüşmem gerektiği için değil de özlemle bir araya geldiğim insanlara daha çok vakit ayırmayı umuyorum. Yani kendini seven insanları barındırmak istiyorum hayatımda. 

Yaşım ilerledikçe, insanları şöyle değerlendirmeye başladım. Değerlendireceğim insanı, boş bir sokakta hayal ediyorum. Sahip olduklarına hiç bakmadan… konumu, yaptığı iş, parası vs. sonra kendime şu soruyu soruyorum. “Sema, bu insanla, şu sokak ortasında duran hiç bir şeyi olmayan bu insanla sadece kişiliğini düşündüğünde görüşmeye devam eder misin?” işte bu kadar… Böylece eğer ben de bir çıkar uğruna bu insanı hayatımda tutuyorsam, ben de kendime bir geliyorum… hehe. Her seferinde başaramıyorum ancak deniyorum. Bunun yanında tabi ki ben de insanlar beni sahip olduklarım için değil, “ben” için hayatında tutsun istiyorum.

Kendimi, içimi sadeleştirmeye gelince de… ben uzun yıllardır “iyi insan” olmak için yola çıktım… bu hep devam edecek, umarım. Kendi kendime ilerlediğimi gördükçe de mutlu oluyorum. İç huzurum ne kadar önemliymiş, ne kadar değiştim ben de kendime bazen şaşıyorum. “Sade”lik başka bir deyimle “hiç”lik yolu nasıl mutlu ediyormuş beni… Başarabilmek çok zor ama o yolda olmak benim için çok önemli. 

İçimi sadeleştirmek için ayrıca “Vegan yolculuğum” da umuyorum daha güzel devam edecek. Ben dört yıldır kırmızı et ve tavuk yemiyorum, yaklaşık bir yıldır da deniz ürünlerini çıkardım hayatımdan. Şimdi sıra Vegan olabilmek ve hayvansal tüm ürünleri hayatımdan çıkarmak.

2019 biraz zorluklarla, kayıplarla geçti. 
Ama “aile olabilmek” ne kadar güzel bir şans onu gördük. 
Ben 2019’dan şunu öğrendim; 
“Sahip olmadıklarına değil, sahip olduklarına odaklan!”

2020 herkese kalbinden geçen en güzel şeyleri getirsin… 

Not: Geyik illüstrasyonunu kullanmama izin verdiği için, sevgili arkadaşım Oğuzhan Kodalak’a teşekkür ederim.

Eyüp Sabri Tuncer’i yeniden keşfetmek…

Bu bir reklam yazısı DEĞİLDİR! Bu yazı memnuniyetimi dile getiren bir yazıdır. Bu yazı bir teşekkür yazısıdır ve ulaşabileceğim herkese iletebilme arzusu yazısıdır.

EST’nin (Eyüp Sabri Tuncer: EST) kişisel bakım ürünlerini geçen yıl kullanmaya başladım ve kendime dedim ki “Neden daha önce karşılaşmadın, aklına gelmedi ve gereksiz paralara gereksiz ürünler kullandın Sema!” neyse ki zararın -maddi ve sağlık olarak- neresinden dönsek… diyerek mutluluğumu paylaşmak istedim sizlerle. 

Ürünler ile tanışmam Vegan şampuan ararken oldu, yılların Eyüp Sabri Tuncer’inin meğer Vegan ürünler yelpazesi pek genişmiş. Üstelik Vegan olmakla kalmayıp Vegan Sertifikası’na da sahip bu ürünler. Sitesinden açıklamayı aynen buraya copy:

Türkiye’nin Vegan Sertifikalı İlk Kozmetik Markası Eyüp Sabri Tuncer
Avrupa Vejetaryen Birliği tarafından onaylanan ve tüm dünyada en güvenilir vegan/vejetaryen ürün etiketi olarak kabul edilen V-LABEL sertifikası kapsamında Türkiye’nin ilk Vegan Sertifikalı kozmetik markası; Eyüp Sabri Tuncer olmuştur. “Vegan” sertifikası, vegan yaşam biçimini destekleyen sivil toplum kuruluşu ”Vegan ve Vejetaryenler Derneği Türkiye (TVD) / V-Label Türkiye” yetkililerince verilen bir sertifikadır. Ürün içeriğinde hayvanlardan elde edilen hiçbir içeriğin kullanılmadığını ve hayvanlar üzerinde test yapılmadığını göstermektedir.

Neyse işte ben Vegan şampuan peşine düşmüşken EST’in Doğal Zeytinyağlı Bebek Şampuanı’na rastladım. Fazla çeşit yok maalesef mağazalarda, yada ben denk gelmedim. Ürünlere en kolay ulaşmanın yolu internet siteleri… Ulaşmak için şuraya tıklayınız. Çok iç açıcı bir site, kullanımı çok keyifli, ürünler gibi hehe… ay yine dağıldı konu, yani yazacak o kadar şey var ki bu ürünler ile ilgili böyle karışıyor. İnternet sitesi, ürün ambalajları ve etiketlerinin tasarımı hepsi hepsi tam bana yapılmış sanki! Ah daha yazabilirim haha tamam durdum! Konuya dönüyorum; Bebek şampuanını denedim ve uzuuuunnn süre kullandım. Zaten 600ml şişe size rahat 6 ay gidiyor. Baktım memnunum dedim ki daha kapsamlı ürünleri nasıl incelerim tabi kiiii internet sitesi ve böylece Vegan EST ürünleri ile arkadaşlığımız başlamış oldu. Şimdi bitmeden sipariş veriyorum. Ürünler kapıma kadar geliyor. Benim kullandığım ürünler listesi aşağıda, fotoğraf eklemiyorum direk siteden bakın, üstlerine tıklayarak ürünlere siz de ulaşabilirsiniz;

Doğal Zeytinyağlı Şampuan 
Doğal Zeytinyağlı Saç Kremi
Doğal Zeytinyağlı Duş Jeli
Doğal Zeytinyağlı Bebek Yağı
Doğal Zeytinyağlı El ve Vücut Losyonu (evde banyoda, mutfakta, iş yerinde masamda)
Doğal Zeytinyağlı Sıvı Sabun (evde banyoda, mutfakta)

Siz de ihtiyacınıza göre ürünleri bulacaksınız sitede… zaten tıklayınca sitenin sizi rahatlatan tasarımı ile bile alışkanlık haline gelecek! Her zaman özenle çalışıp, bizlerle ürünlerini buluşturan markalara teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Mümkün olduğunca kişiye ulaştırmak isterim mutluluğumu, memnuniyetimi. Sizlere de ulaşmış oldum şimdi. 

Hadi tıklayın, siz de aramıza katılın! Teşekkürler Eyüp Sabri Tuncer…

Not: Görselleri EST internet sayfasından aldım, sanırım bana kızmazlar hehe

Kısa kısa…

Düzenli yazmak zor, hayatımızda her şeyi disiplin ile ilerletmek gerçekten zor. Önümüze çıkan engeller, değişmesi gereken alışkanlıklar, bir hayat rutini/disiplini yakalamak ama bir yandan da bundan sıkılmamak… yazarken, okurken bile yorucu değil mi?

Ben son yazımdan sonra geçen süre içerisinde neler oldu onları yazmak istedim.

#21DayChallenge’ım yalan oldu. Çünkü sağ olsun “bel fıtığı”m yine “hello” dedi bana… üst üste kendimi çok yorunca, “bi dur” dedi bana belim! Dolayısı ile, çok sevdiğim fizik tedavi uzmanım Uzm.Dr.Şevkat Hanım’ı ziyarete gittim… hatta bacak uyuşması, güç kaybı (ayağınızı bastığınızda ayağın boşalması gibi bir şey) gibi şikayetler ile. Biraz telaşlandık önce ama mr sonucunu görünce yüzmeye devam tavsiyesi ile, şimdi iyiyim. Yorulmak yok, üşümek yok, stres yok! Reçetem bu. 

Gelelim keklere… çok abarttım! Bir ara her gün kek yaptım. Evet güzel kek yapıyorum, bu doğru. Ama sanırım abartmamalı ve onun yerine bir hobi bulmalıyım! Evet, kek götürmek istediğimde bir yere keki yapıp olduğu gibi götürmeliyim. Uf balkabaklı da mı olsa? Bir dilimcik de mi yok? YOK. Anladığınız üzere çok kilo aldım haha! 

Ben de kendime yeni bir hobi buldum, aslında yeni değil daha önce de örgü örerdim ve severim de… güzel bir internet sitesi buldum. Diva İplik, siparişimi hemen o gün kargoya verip ertesi gün elimde olmasını sapladı. Şu Cuma alışveriş çılgınlığına rağmen kargo hemen geldi, çünkü kargo şirketi UPS idi sanırım bu çılgın alışveriş yapılan siteler UPS ile çalışmıyor, ondan düzgün ve hızlı işledi süreç. Aslında kargo biraz pahalıca ama belli bir bütçede alışveriş yaparsanız kargo ücreti ödemiyorsunuz. Ben ilk siparişimde her şey düzgün ilerleyecek mi diyerek küçük bir bütçe ile alışveriş yaptım. Şimdi gördüm ki, iplik ve gereçleri ile ilgili yerimi buldum. Tavsiye ediyorum!

Başka neler oldu dersek… çiçeklerim ile ilgilenmeye devam ediyorum ama stres oluyorum. Çünkü sanırım henüz ne kadar su, ne kadar toprak, saksı değişimi falan uf deve tabanımın iki küçük yaprağı sarardı. Bu konuda daha dikkatli olmam gerekecek. Bakalım…

Ev düzenleme işleri de zaman zaman devam ediyor. Sizlere tavsiyelerim devam edecek. Babamdan kalma olan pirinç tabalklarım ve ahşap tablom asılacak, annem çok eskiden yaptığım bir etamini çerçevelemişti onu buldum ve asılacak. Ev daha daha sıcaklaşıyor gittikçe… Güzel geliyor, hehe.

Prag 2014

Veeeeee bu aradaaaa en güzeli deeee yeni yıl geliyor!! 
En sevdiğim zamanlar… genelde christmas veya yılbaşında “özellikle” Avrupa’da olurum. Almanya doğumlu olduğumdan o christmas ortamı beni hep çok etkiler ve Avrupa en sevdiğim kıta. Yani Avrupa haricinde çok kıta gezmedim ama Mısır, Hong Kong, Çin tecrübelerim var… işte en sevdiğim “ben” dediğim kıta Avrupa, belki de orada doğduğum için… Bence en güzel zamanları olan christmas’da çocukluğum gelir aklıma oralarda… o duyguları yaşamak beni iyi hissettirir. İki yıldır uzak kaldım ama umuyorum gelecek yıl yine Almanya ile başlayarak bir yıl Almanya bir yıl başka bir Avrupa ülkesi geleneğime devam ederim. 

Şimdilik bu kadar… yeni yıl coşkusu ile geri geleceğim yine! 

Çiçek kızlarım…

Evet kızlar geldi evime, aslında hem iş yerindeki arkadaşlarım bana ziyarete geldi -ah iyi ki geldiler- hem de evim için çok istediğim çiçekleri de alıp bana hediye ettiler. Buradan da onlara tekrar, tekrar teşekkür ederim. Nasıl mutluyum, evde kızlarım çoğalıyor. Nedense çiçekler hep benim kız arkadaşım gibi. Onlar ile sohbet ediyorum, mutlaka sabahları günaydını eksik etmiyorum. Işıklarına dikkat ediyorum, sulamalarını/bakımlarını öğrenmeye çalışıyorum. Ah öğrenmeliyim onlara iyi bakmalıyım. 

Başlarken yazayım, çiçek dediğime bakmayın. Salon bitkisi demek gerek sanırım. Ama bana samimi gelmiyor. Çiçeklerim benim onlar… minnoş çiçeklerim, bitkilerim. Bak olmuyor?! Bitki? hehe ben karışık kullanacağım. İşime geldiği gibi hah!

Uzatmayayım… evde daha önce bir arkadaşımın hediye ettiği kauçuk bitkim vardı zaten, bir de benim aldığım ve ne olduğu hakkında fikrim olmayan bir çiçeğim var. İki kızım ile mutlu, mesut yaşıyorduk ki yanlarına en sevdiğimden arkadaşlar geldi. Tabi ki bitki bakımlarını öğrenirken hatalarım da oldu ama sevgili kauçuk bitkim bunu atlattı. Neyse ki, yoksa çok üzülürdüm. Ne mi yaptım? Uf tamam yazıyorum, kauçuk bitkimi hediye eden arkadaşım dedi ki “Arka balkonun güzel güneş alıyor, arada balkona çıkar havalansın, güneşlensin bir kaç saat.” Bir kere çıkardım sıkıntı yok iyi bile geldi bence, ikinci çıkardığımda ise güneşin etkisini hiç düşünmeyip bütün gün balkonda bıraktım. Akşam eve geldiğimde üç yaprağı yanmıştı… çok özür diledim. Çok, çok, günlerce özür diledim. Yanmış olan yapraklarını döktü ve bana yeni yapraklar hediye etti sağ olsun. O yüzden kauçuk kızımın yeri ayrı bende. Minik olan da sokak kızım, hah neden “sokak kızı” onu da yazayım. Bu kızımı ben Koçtaş’tan saksı alırken almıştım. Rengi hoşuma gitti ve satıcıya ne çiçeği olduğunu sordum. Bana “Sokak kenarında yetişen çiçek sanırım?” gibi çok bilgili! bir cevap verdi. Ben de “Nereden bulacağım bu ne bitkisi, alıp gideyim ilk görüşte kaynaştık birbirimize. Bu da benim sokak kızım olsun.” dedim.

Neyse gelelim çiçeklerime… kızlarıma. Okuyup, araştırıp en doğru sulamanın toprak kuruyunca saksının alt tabağına çıkacak kadar su vermek olduğunu öğrendim. Bol su ile sulayınca topraktaki zararlı maddeler de su ile gidiyormuş. Az su verirsek de köklerde çürümeye sebep olan zehirli bir şeyler oluyormuş. Buradan okuyabilirsiniz bana yazılan cevabı, yorumlar kısmında. Bu arada toprak /saksı değişimi Mayıs ayında olmalı, onu da öğrendik. Benim saksılara bakmayın şimdi, öğlesine yaptım bir şeyler… sepet alacağım ilk etapta, sonrasında da Mayıs’ta saksı değişimi… Şimdi vitamin/besin takviyesi nasıl olmalı? Olmalı mı? Onlara bakacağım. Size de haber veririm.

Evime hoş geldiniz minnoş kızlarım!

“Eltim”ler bize gelecek…

Yarın akşam yatıya misafirim var haha… Allah’ım çok heyecanlı bir şey bu! Henüz eve misafir gelmesine yeni alıştım, şimdi ileri atlıyorum yatıya gelecekler. Yüzüm ak çıkarım inşallah bu ağırlamadan! Bu arada yazılara da hep kendi çektiğim foto’ları eklemek istiyorum. Bazen yazıyla alakasız sevdiğim foto’lar olabilir bunlar. Bugünkü gibi (Salda Gölü’den kareler) hehe… Fotoşup falan yok bu arada, renk ayarı vs. de yok, öyle ne çektiysem o işte. Onlar da ayrı bir uğraş çünkü. Ben yazayım yaaa!

Elti’nin ne olduğunu öğrendim, biliyorum bir kere… dalga geçmeyin. İşte şey oluyor, kocamın erkek kardeşinin/abisinin karısı benim eltim oluyormuş. Yani evet bunu da biliyorum ki ben de onun eltisiyim haha! 

Hazırlıkları düşündüm, listemi yaptım. Her şey kontrolümde beybiler. Nevresimler hazır, hava çok soğuk değil kalınca battaniye geçecek içine… biraz geç gelecekler, yemek saati olmayacak ondan dolayı ben yineeeee kekimi yaparım, çay veya kahve ile sohbet ederiz. Sabah için de şey düşündüm erken kalkıp kahvaltı tabakları hazırlarım diyorum, tamam tamam çay da demlerim yahu. Vakit almayacak şekilde olmalı çünkü çok geçe kalmadan çıkmaları gerekiyor. Ama en en önemlisi temizlik… ay misafir geldiğinde ev temiz, derli toplu olmalı aman ha! Misafir havlularım da hazır, arzu eden sabah duşunu alıp çıkabilir… aklınıza gelen bir şey var mı aman unutma diyeceğiniz?

Yahu sizinle de sanki sohbet ediyoruz gibi her şeyi yazıyorum ama biraz öyle ilerledi süreçler. Paylaşmak istiyorum çünkü bir sistem oturturken yeni hayata geçerken (yeni ev, yeni düzen, yenilikler…) ben böyle yazılar okusaydım bir fikrim olurdu ve panik olmazdım belki haha! Bir seneyi geçti eve taşınalı ancak alışıyorum misafire… uf işte hayat değişik. Yaş kaç olursa olsun hep bir şeyler öğreniyor insan.

Bu arada size notlarım;

  • Ev düzeni yazılarım devam edecek. Hem neler yaptım hem de neler hissettim gibi gibi…
  • #21DayChallenge’ım iyi gidiyor sabah 30dk da 800mt yüzdüm. 10. gündeyiz.
  • Okuduğum kitapları yazacağım.
  • Akşam tiyatroya gidiyorum Moliere’in Tartuffe’sine, oyun ile ilgili izlenimlerimi yazacağım.
  • Başka? Bir arzunuz var mı? Hangi konular sizi iyi hissettiriyor okurken?

Bana yazın; sematulubas@gmail.com

#21DayChallenge’ım ne alemde?

Evet 21 gün spor yapma etkinliğim hocanın sayesinde eksiksiz devam ediyor. Merak edenler olmuş, buradan yazıyorum. 

Bugün sekizinci gün… sabah evde aerobikimsi şeyler yaptık. Şu an için her sabah 30dk dedik. Ve çok çok iyi geldiğini görüyorum. en sevdiğim etkinlik yüzmek tabi ama yürümek ve evde mat üstünde çalışmak da hoşuma gidiyor.  

Henüz sekizinci günde kendime fark ettiğim değişiklikler şunlar oldu;

  1. En önemli madde çok daha enerjik bir insan oldum. Üstümde olan uyuşukluk gitti.
  2. Sıkılaştığımı hissetmeye başladım… ki büyük motivasyon.
  3. Hayatıma disiplin geri geldi, erken kalkmak hayatımızı çok değiştiriyor. İyi yönde tabi ki.
  4. Bu disiplin ve enerji ile şimdi yapmam gerekeni asla sonraya bırakmıyorum. Ve zamanımı çok iyi değerlendiriyorum ki kitap okuyabildim uzun zaman sonra. (Evet okuduğum kitapları da yazacağım.)

21 günü bitirince ne olacak peki? Bu sefer başka bir 21 gün başlayacak. Haftada 5 gün spor yaptığımız ve artık sağlıklı beslenmeyi de işin içine sokacağız. Şu an fazla yüklenmiyorum kendime, diyetten bıkmış bir insan olarak… “yavaş, yavaş…” diyorum. (bu renkli kelimelere tıklayın, size minnoş sürprizlerim oluyor. Meselaaa, buraya Teoman ekledim hehe)

İşte böyle, Pazartesi de olsa bana vız gelir… enerjim yerinde. Ya sizde ne var ne yok bugün? 

Not: Acaba belli günler mi paylaşım yapmalıyım, ne dersiniz? Çarşamba, Pazar gibi mesela?

Yine Ev…

Yazdıkça yazasım geliyor bu aralar… sizden güzel geri dönüşler aldıkça da çok iyi hissediyorum. Özlemişim. 

Hatta en sevdiğim de şu oldu, Melike demiş ki; daha uzun yaz demiş, tam dalıyorum okumaya a-aaa bitmiş demiş. O zaman yazıyorum ben. Uzun yazıyorum haha! Bugün Melike için uzun yazıyorum!

Erken kalktım bugün, balkabağı püresi yapmıştım akşam işten gelince… hemen keki verdim fırına! Mis oldu… Kahvemi aldım. Yazmaya başlıyorum.

Ev ile devam edeyim madem… kıyafetleri seçtik, ayırdık, verdik. Bunu hem kişisel olarak hafiflemek/iyi hissetmek için yaptık hem de hazır eve yerleşiyorken “kalabalık” yapacak şeyleri direk uzak tutmak için. Çünkü evimiziiiii minimal; az eşya ve sadelik ile yuva haline getireceğiz. 

Ya bu arada kıyak geçtiğim bazı kıyafetler oldu… mesela gelinlik! Yok versem veremiyorum, atsam atamıyorum yani bir süre bizimle yaşayacak bence bir işe yaramayacak olsa da haha! Bir de Converse’lerim… onlardan da kopamıyorum. Dolabın alt gözünü kaplıyorlar. Onlara da sıra gelecek, mecbur! Fakat bir anda kendimize yüklenmiyoruz değil mi?! Bu da züğürt tesellisi mi oluyor? Hah!

Neyse evden bahsedecektik… özellikle son on yıldır sadelikten yana oldu hep seçimlerim. İçimde de, dışımda da gösterişten hoşlanmam! Şimdi evimiz olunca da evlenmeden önce her şey tamam olmasın, hiç gerekli değil… zamanla hikayeleri olsun eşyaların, aksesuarların diyerek ana eşyaları -beyaz eşya, koltuk, yatak, dolap, tv vs- alıp gerisini zamana bıraktık. Hatta yemek masasının olduğu köşe henüz yeni tamamlandı. Hediye gelen aynamız ve makromemiz ile. Ah dur çerçeveli resimler de hediye. Bak işte hikayesi var dediğim bu! Bir örnek daha benim seneler önce Kalkan’dan aldığım seramik bardak altlıkları şimdi yerini buldu ve kullanılıyor. Çevremdeki her şeyin bir hikayesi olsun, bayılıyorum. Tamam, duydum sizi… aynen hocanın da bir hikayesi var ama o başka bir yazının konusu haha bakalım müsaade edecek mi o da ayrı konu!! 

Nerede kalmıştık, evet diyorum ki… yavaş olmasına müsaade edin her şeyin. Bazen sabırsızlanacaksınız. “E kahve makinesi de yok, nasıl olacak her şey!” diyeceksiniz. Ya da istediğiniz şeyi bulacaksınız da paranız yetmeyecek, yok belki de paranız olacak da zamanınız olmayacak gidip almaya çünkü internetten sipariş vermek değil de dokunarak almak isteyeceksiniz… ee hepsi nasıl olacak? Nasıl mı? Yavaş yavaş olacak, yani bence… sanki böylesi kıymetli, kolay elde etmek değil de uğraş vererek, bekleyerek. İşte o zaman çok kıymetli her şey diyerek yola çıktım ben evimizi yuva yapmaya çalışırken. 

Ve en önemli şeylerden biri de evde bir adet varsa zaten, ikincisini almamak. Bir kahve fincanı takımın var mı? Asla ve asla ikincisini alma… çünkü gerek yok diyerek hem evi boş tutuyorum hem de gereksiz harcamalardan kaçıyorum. Eve yeni bir şey girecek ise zaten evde olan, eskisi çıkmalı ki evi bunaltmayalım.

Hmm kıyafetleri dedik, yerleşme ve eşyaları nasıl karar verdik nasıl toparlanıyor -hala toparlanıyor, hala tam değil- onu da şey ettik… hah mutfak eşyaları mesela, ben hepsini ama hepsini annemden aldım neredeyse! Günlük kullanmak için antika sayılabilecek kırk altı yıllık yeşil, manzara desenli tabaklarını aldım, takım eksik de olsa aldım mesela. Çünkü bana mutluluk veriyorlar. İşte bu, mutluluk vermesi çok önemli. 

Toparlamam gerekirse;

  1. Kıyafetlerinizin “fazla” olanlarından kurtulun. 
  2. Evde gereksiz eşya olmamasına özen gösterin. Ve evde düzen oluşturmak, tamamlanmak için acele etmeyin. Bu bir yolculuk, keyfini çıkarın.
  3. Temizlik konusuna takılmayın, zamanla bir sistem oturtacaksınız. (yeni yazı konusu, bekleyin.)
  4. Ev arkadaşınız, eşiniz, aileniz ile oturuyorsanız; Evde yalnız yaşamadığınızı kabul edin. Ev sadece sizin değil, mesela “eş”inizin de evi. Düzenlemelerde fikrini sorun, ona da nasıl pratik gelir düşünün. (yeni yazı konusu, bekleyin.)
  5. Elinizdeki ile mutlu olmayı bilin. Olmayana değil, olana odaklanın. Mutluluk böyle geliyor. 

Ve; evin düzenini oluştururken size mutluluk ve huzur verecek olanı seçin. Acele etmeyin, her şey zamanla gelip buluyor sizi. “O evde ben de yer alacağım.” diyor size. Ben mesela şimdi bir vazo arıyorum ama bilmiyorum nasıl bir vazo olacak o! Karşılaşacağız bir yerde… eminim.

Ev…

Yine hemen, hızlıca gelebildim… evet evet bu sefer arayı açmadım. 

Soranlar olmuş bu hoca nerden çıktı diye! Yahu bu arada ben evlendim de o hoca işte bu koca falan. Öyleli bir şeyler! Neyse gelelim konumuza; Ev düzeni… derli toplu olmak! Hep öyle olmayı sevdim ben…

Marie Kondo

Boş zamanlarımda ev ile ilgilenmek iyi gelir oldu, eskiden kendimi sokağa atan ben evlenince ev kuşu haha. Bunun sorumlusu? Evet düzen hastası minnoşu Marie Kondo ve TLC’de izlediğim Joanna ve Chip’in muhteşem hale getirdiği evler. Yani ama en önemlisi bence ilk defa bir evimin/evimizin olması… her şeyi yavaş yavaş keyifle yapmak istiyor ve zamana yaymak istiyor insan. Yani bence!

Joanna ve Chip

Ne mi yaptım? Sırasıyla yazacağım. Çok uzun yazmaktan hoşlanmıyorum siz de sıkılmayın diye… Bugün size kıyafetlerden başladığımdan bahsetmek istiyorum! Sonrasında devam eden bir konu olsun bu “di mi”?

Bunca yıl boyunca alıp, dolaba attığım haddi hesabı olmayan kıyafetlerden kurtuldum ilk adımda. Bir bayram günü her şeyi Marie’nin dediği gibi yatağın üstüne koyup, bana “neşe/joy” veren kıyafetleri saklayarak… kalanına da teşekkür ederek başkalarına neşe vermeleri için göndererek ilerledim. Bu beni çok hafifletti, inanın. Ve hep aynı şeyleri giyerken -bunca kıyafete rağmen hep aynı şeyleri giyiyordum artık, 8 çöp poşeti kadar kıyafet çıktı verecek, hatta bazıları etiketli- şimdi daha az kıyafet ile daha farklı kombinler -ay tam bir blogger gibi yazdım “kombin”- giyer oldum. Keyifle… 

Kıyafetler azalınca dolap düzeniniz de hem yazlıkları hem de kışlıkları bir dolapta tutabilecek hale geliyor. Meğer her mevsim ben, giymediğim kıyafetleri indirip, kaldırırken boşuna zaman harcıyormuşum! Vedalaşın gerçekten geçen sezonda giymediyseniz direk vedalaşın. Özellikle de kilo aldıysanız ve zayıflarım diyerek üç beden küçük pantolonu saklıyorsanız evet tam da yüzünü kapatan emojinin yeri; oy hemen vedalaşın! Bu örnekleri kendiniz çoğaltabilirsiniz. Hatta bana yazın hikayelerinizi kıyafetleriniz ile ilgili…

Daha uzar yazı ama… dedim ya sizi sıkmak istemiyorum. Yakalamışken, kaçırmak istemiyorum. Haha

Yine gelicem.

Not: Bu metni ben sola hizalayamıyorum! Yapabilen var mı?